6/02/2012

TUTAMAK SORUNU


"....
- Ya sen? diye sordu. Görmeyeli neler yapıyorsun?
Artık utanmıyordu. Söyleyebilirdi.
- Ben çoğu geceler içiyorum, dedi. Şakağımdaki ağrıyı duymamak için, iştah açmak için falan diyorum ama değil, biliyorum. Bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum. Belki kendi kendimden. İki çeşit içen vardır. Biri, benim gibi, kurtuluşu içkiden beklemenin utancıyla içer. Bir de şu çevrendekilere bak. Bunlar neden içiyorlar? Toplum içinde yaşamanın baskısını, yükünü hafifletmek için. Çekinmeden bağırmak,yüksek sesle gülmek için. Dışarda bağırmak, kahkaha atmak yasaktır. Sokakta gülmemek için burda gülerler. Böylesi az içer. Ya ben? İçiyorum da kurtulabiliyor muyum? Belki yalnız baş ağrısından...
- Ya içmediğin zamanlar?
- O zaman ararım.
- Hep arayacaksın sen. Ya resim, ya kitap...
- Tutamak sorunu. İnsanın bir tutamağı olmalı.
- Anlamadım.
- Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak birşey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, "Veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur," demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!"


<< Yorum yapamadığım garip kitaptan, Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ından alıntı.>>

5/31/2012

Hâlet-i Ruhiye Şarkıları - 1


Ah Efendim!
Önemi yok halimin..

4/23/2012


bulamadım..
ne kadar aradımsa da arşivlerinde yok mail adresinin.
oysa babamdan görmüştüm teknolojiye güvenilmemesi gerektiğini.
her gördüğümü öğrenemediğimden,
her öğrendiğimi eyleyemediğimden..
kaybettim.
belki de günün birinde böylesine arayacağımı düşünemediğimden, sağlama almamıştım.
bir zamanlar kurduğum samimi, yürekten cümleleri özleyeceğimi
nereden bilebilirdim?
yüreğimin halden hale geçeceğini
nereden bilecektim?
yitirdim...

3/21/2012

Bab' Aziz


"canınla süpür cananının eşiğini
ancak o zaman gerçek aşık olursun."






3/13/2012

tatlı bi hayal



Kapım çalındı. 
Açtım. 
Gözlerime inanamadım. 
'Evet', diyordun ' bu bilinçsiz körlüğün, kalbimin sözlerini anlamaktan uzak'. 
Şekva etmemiştim. 
'Yine mi sabahladın?' diye sordun. 'Hayır' dedim.
 'Nasıl yani?' dedin alay ederek 
'yanımda ne akşam, ne de sabah var demek mi istiyorsun?'

-Sadık Yalsızuçanlar'ın Yakaza'sından-

----

tatlı bi hayal bu.. hafif hüzünlü olsa da.. 
elimdeki kitabın bu satırlarını okuduğumda gözümde canlanan ve tarifi zor bi tebessüm konduran yüzüme. 
öyle garip bi hayal işte..
"elini uzat desem uzatır mısın?" dediğimde; 
gülümseyerek, "hiç bırakmamıştım ki zaten" diyen dostun hayali..
hiçbir zaman gerçekleşemeyecek olanlarından..

-Elifin uçsuz bucaksız hayal dünyasından-

12/24/2011

Benden Geçti Aşk!





 
İngilizcede aşka düşmek diyolar; "fall in love"
Aşk düşülen bişeymiş gibi geliyo kulağa. Düşük bişey.. Hastalıklı bişey.. Olumsuz çağrışımlar...

Oysa aşka düşmek yerine aşkın "ben"den geçmesi daha hoş geliyo kulağıma..
Aşk'ın vasıflarına daha uygun gibi..

Aşk; yerçekiminin etkisini dahi kaldırır "ben"in üzerinden.
Düşmek nerede kaldı, ayakları yere değmez ki!

Velhasıl; aşk geçip gider "ben"lerimizden.
Giderken de farklı izler bırakır her birirmize, kendi karakterimize göre.
Nasılsak, öyle tecrübe ederiz çünkü aşkı da.
Geride, ya isyan kalmıştır, ya yangın..
Ama ikisi de durulur.. İkisinin alevi de söner.
Hayatta her şey bir gün sükunete kavuşur.

"Ben"lerimizden geçtikten sonra yorgunluk yerine olgunluk bırakması, bu gecenin temennisi olsun!