gerçeğinden uzaklaştıkça, hayaline yaklaşıyorum..
hayalinle oyalanıyorum..
gerçeğinden uzaklaştıkça! boş hayallerle vakti zayi ediyorum!
hayalinle, hayallerle. ne üzülüyorum ne seviniyorum..
ama şarkının dediği gibi, oyalanıyorum işte!
gerçeğin hayalin gibi güzel değil, kabul!
ama gerçeğin daha takdir edilesi.
-burada doğru kelimeyi bulamıyorum, saate bağlı kelime hazinesinde aradığını bulamama sorunu-
gerçeğinden uzaklaşmak iyi gelmiyo bana.
Rabbim! Sen beni boş hayallerin şerrinden koru!
Rabbim! Beni hayallerle oyalanmaktan koru!
Rabbim! Beni gerçek olandan ayırma..
Gerçek olan hayal olandan güzel olmasa da.. Gerçekliği onurlu! Aldatmıyor, oyalamıyor..
Bu akşam hayaller ve hayal kurmalar hor görülsün, gerçekler yüceltilsin!
Ey hayalden arınmış dupduru gerçeklik! Ne kadar onurlusun! Ne kadar dürüst!
Vay be. afilli mi oldu? ı ıh! Olmadı. Olmasın..
Neyse.
Hayal kurmadan uykuya dalmak, zihni dinlendirir derdi çok sevdiğim bi dostum..
Bu akşam dost tavsiyesi dinleyeyim..
Dinleneyim...
10/25/2011
10/10/2011
KÜÇÜK SEVİMLİ BİR ROMANTİK!
seni bir çiçeğe benzetiyorum
papatyaya
evet evet papatya
bildiğimiz papatya
hani aşk papatya
hani aşık papatya
hani aşktır ya papatya
hani seviyor çıkıcak fal onda bakılsın diye bekleyen papatya
hani tenin gibi beyaz yapraklı papatya
hani senin gibi temiz papatya
hani gözlerin gibi kocaman bi papatya
hani ellerin gibi yumuşacık papatya
hani yağmur damlalarıyla dans eden papatya
hani rüzgar esince kokusu burnuma gelen papatya
hani arının bile konmaya kıyamadığı papatya
hani benimde sevmeye kıyamadığım papatya..
papatyaaa papatya....
.menesbtmn.
papatyaya
evet evet papatya
bildiğimiz papatya
hani aşk papatya
hani aşık papatya
hani aşktır ya papatya
hani seviyor çıkıcak fal onda bakılsın diye bekleyen papatya
hani tenin gibi beyaz yapraklı papatya
hani senin gibi temiz papatya
hani gözlerin gibi kocaman bi papatya
hani ellerin gibi yumuşacık papatya
hani yağmur damlalarıyla dans eden papatya
hani rüzgar esince kokusu burnuma gelen papatya
hani arının bile konmaya kıyamadığı papatya
hani benimde sevmeye kıyamadığım papatya..
papatyaaa papatya....
.menesbtmn.
Not: Lisedeyken herkes biraz şairdir derler,
hele de acemi aşıksa..
Benim küçük kardeşimde de durum tam olarak böyle
-bence- :)
10/06/2011
-Elif Şafak mı okuyosun?
-Evet.
-Ayy ben hiç sevemedim bu kadını ya. Bu kitaba da bu kadar para vermezdim ayrıca.
-Ben severim. Ayrıca korsan kitaba da karşıyım.
(gülüşülür burda.)
İşte böyle başladı İskender'i elimde gören bir çok arkadaşımla sohbetimiz..
Kimileriyse devamında sordu;
-Peki kitap nasıl? Beğendin mi?
-Bilmem iyi gidiyo gibi. Daha yarılamadım bile.
-Hmm.
Kulak asmadım desem Elif Şafak sevmeyenlere, yalan olur. Gerçekten kitabı beğenmeyeceğimi düşünüyordum başlarda. Kitaba "çerez" muamelesi yapıyordum resmen. Yolda okurum, bi arkadaşımı beklerken okurum diye yanımda taşıyordum. Ne de olsa kafa yorulacak bişey değildi.
Derken, uzunca bi süre elimde süründürdükten sonra kitabı bugün bitirdim. Son 240 sayfayı hiç yerimden kalkmadan, esnemeden, sıkılmadan okumuştum. Kütüphanede olmasam bazı yerleri okurken ağlayacaktım..
(Burası abartı gelebilir ama, benim gözyaşlarım akmaya hazır çeşmelerdir zaten. Hiç duygulanmaya gelmezler.)
Kitap bitince düşündüklerim; yalnızca bizim annelerimiz mi evlatlarına karşı bu kadar düşkün, bu kadar şefkatli, yoksa dünyanın neresine gidersek gidelim, kendini öldüren oğlunu bile affeden ve onun için dualar eden anneler mi buluruz?
Bir de şu soru var tabi; dünyanın başka nerelerinde "namusunu temizlemek için", annesini öldürmeyi kendine görev bilen evlatlar var?
Bizim topraklarımızda kadının ne demek olduğunu çok güzel anlatmış kimilerinin beğenmediği Elif Şafak.
Kalemine sağlık!
Kalemine sağlık!
Bizim topraklarımızda "namus" demek, biraz da "millet ne der?" demektir.
Kahveye girdiğinde insanların kendi karısı ya da kızı hakkında ileri geri konuşmasıdır namusun kirlenmesi.
Ve o insanlar susturulsun diye, baba-koca başı dik yürüyebilsin diye hiç düşünmeden kıyılabilir canlara.. tazeciklere.. Suçlu(!) olup olmaması da mesele değildir ayrıca. İnsanlara konuşacak malzeme vermesi yetmiştir..
Bana kimse namus konusundaki hassasiyetlerinin dindarlıklarından ileri geldiğini söylemesin! Çünkü din, erkeğe de kadına da iffeti emrediyor! Zinayı haram kıldığı gibi, insan öldürmeyi de yasaklıyor! Oysa bizde erkek ne yaparsa yapsın, en fazla elinin kiri oluyor. Kadınsa ancak canıyla temizleyebiliyor bu kiri.
Kitapta bir başka göze çarpan şeyse, kadınların oğullarına düşkünleri.. Erkek çocuk doğurmanın meziyet olduğu bir ortamda, kadın nasıl oğluna düşkün olmasın? Nasıl kızını oğlu ile bir tutsun? Gerçi, bütün çocukların bir elin parmakları gibi olduğunu söylüyor kitapta "anne" ama. Sultanlığı sadece oğluna yakıştırıyor yine de..
Annesinin sultanı İskender, annesinin katili oluyor..
Annesinin sultanı İskender, annesinin katili oluyor..
Kadın ile erkeğin bir bütünün parçaları olduğunu, ikisinin de birbirine muhtaç olduğunu ve eşit olmasalar da ikisinin de çok kıymetli olduğunu anlayan insanların çoğunlukta olduğu bir yer hayal ediyorum.. Erkeklerden nefret eden feministlerin de kadını hakir gören ve kendisini üstün sanan erkeklerin de yok denecek kadar azaldıklarını.. Ve insanların kadın-erkek demeden, insan oldukları için, insanlığın onuruna yakışır şekilde muamele gördüklerini..
Biliyorum, hayalperestim...
Not: Neredeyse unutuyordum. Elif Şafak her kitabında olduğu gibi bu kitabında da bir tutam tasavvuf serpmiş. Tam kıvamında olmuş bence. Fazlası artık okunmuyor, tasavvufu bile tükettiler çünkü, basitleştirdiler ehil olmayanlar kelimeleriyle..
Elif Şafak, ehli değildir belki bu konunun ama, o da zaten sufilik taslamıyor bence. Kendi dünyasından bir tutam serpiyor ürettiğine de..
Kitap, Doğan Kitap'tan çıkıyor.
Sayfa sayısı: 448
Fiyatı: 24 TL
Okuyacak olan varsa, şimdiden "afiyet olsun"...
10/04/2011
HUZUR
Kendimle onca zaman boğuştuktan sonra pes ediyorum.. Kalbimle aklımın kavgasından barış çıkmasa da, ikisinin artık yüz göz olmasını istemiyorum.. İkisinin de yeri ayrı, görevi ayrı.. Onca kavgadan sonra şu huzuru bana hangi âkil açıklayabilir?
Kalp bambaşka bi alemdir! Ve kalpte olan biten mahremdir! Herkeslere anlatılmamalıdır.. Bu konuda çok başarılı olamadığımı kabul ediyorum. Hissettiğim neyse, onu dışarı taşıran biri oldum hep. İçim hiç içime sığmazdı.. İçimde fırtınalar kopuyorsa, gürültüsü şamatası dışarıyı da toza dumana katardı. İçimde bi ateş yanıyosa, dışarıya bi bacası vardı da ordan tüter dururdu.. Şimdi -tutabiliecek miyim bilmiyorum ama- kendi kendime bi söz veriyorum.. Kalbin mahremini dile almayacağıma dair..
Kalp bambaşka bi alemdir! Ve kalpte olan biten mahremdir! Herkeslere anlatılmamalıdır.. Bu konuda çok başarılı olamadığımı kabul ediyorum. Hissettiğim neyse, onu dışarı taşıran biri oldum hep. İçim hiç içime sığmazdı.. İçimde fırtınalar kopuyorsa, gürültüsü şamatası dışarıyı da toza dumana katardı. İçimde bi ateş yanıyosa, dışarıya bi bacası vardı da ordan tüter dururdu.. Şimdi -tutabiliecek miyim bilmiyorum ama- kendi kendime bi söz veriyorum.. Kalbin mahremini dile almayacağıma dair..
--Burayı yazarken neyin üzerine yemin edeceğimi düşündüm bi süre ama, hiçbişeyin üzerine yemin etmeye cesaret edemedim. Aslına bakarsam, kalbim üzerine yemin edecektim, çok büyük laf etmiş olmaktan korktum. Her neyse..--
Her yaşanılan bir şey katar insana.. Acı çekersin, ya da mutlu olursun.. Ama sonra geçer.. Anlıktır. Geriye bazen hüzün kalır, bazen huzur.. İkisi kardeştir aslında.. Bi karında yatmışlardır. Ama huzur nazlıdır.. Herkese açmaz kapısını.. Bu akşam bana açtı. İçimi ferahlattı..
Hüzünle huzuru kardeş yapan, bana ikisini de tattıran Rabbime hamdolsun!
9/05/2011
Yuvaya Dönüş..
Burası benim evim olacaktı hani? Kendime ait odam.. gönlümce yazacaktım.. kimin ne dediğini, ne diyebileceğini umursamadan.. gelişmiş günlük gibi! :)
Evime döndüm! Ne de olsa insanın evi gibisi yoktur. Ne de olsa, özgürlük, kendi odamdadır!
Uzun süreli kafa karışıklıkları, gönül yorgunlukları, durgunlukları üzerimden silindir gibi geçtikten sonra, duruldum diyebilir miyim bilmiyorum.. Ama daha kaybedecek vakit yok! Pişmanlıklarıma da ah u vahlarıma da yeterince vakit ayırdım.. Söylemiştim, kırk fırın ekmek yemem lazım daha diye.. Şimdi ilk lokmaları alıyorum. Ufaktan ufaktan.. Kendimi biliyorum, devamsızlık huyumdur! o yüzden bu kırk fırın ekmek muhabbetinde en çok devamlılığa önem veriyorum. "Az da olsa devamlı olanı" hedefliyorum..
İşte ilk lokmalarım, boş mideye-bulanık zihne-yorgun kalbe ilk göndereceklerim ;
Açıklamalı Kuran-ı Kerim Meali - Hasan Tahsin Feyizli
Büyük İslam İlmihali - Ömer Nasuhi Bilmen
Sosyoloji - Prof. Dr. Zeki Arslantürk & Prof. Dr. M. Tayfun Amman
Ekimdeki ÜDS den ötürü lokmalarımı küçük küçük alıyorum :) boğazımda kalmasın...
4/28/2011
Dayandırılabilir Hüzün
“Bu acıyı Cesar Vallejo olarak çekmiyorum. Şu anda ne sanatçı, ne bir insan, hatta ne de bir canlı varlık olarak acı çekmiyorum. Bu acıyı bir Katolik, bir Muhammedî yahut dinsiz olarak çekmiyorum. Yalnızca acı çekiyorum bugün. Adım Cesar Vallejo olmasaydı da çekecektim bu acıyı. Sanatçı olmasaydım, aynı acıyı duyacaktım yine. İnsan da olmasaydım, hatta canlı varlık da, böylesine çekecektim bu acıyı. Katolik de olmasam, tanrı-tanımaz da olmasam, Muhammedî de olmasam yine acı içinde olacaktım. Bugün en dipten başlayarak acı çekiyorum. Yalnızca acı çekiyorum bugün.
Açıklamasız bir acı içindeyim şu anda. Öyle derin ki acım, bir sebebe de bağlanamaz. Sebep ne olsun ki? Ona sebep olabilecek önemdeki şey nerede? Hiçbir şey sebebi değil, hiçbir şey ona sebep olacak güçte değil. Bu acıdan doğan şey ne işe yarar? Benim acım bir tuhaf kuşların kuzey ve güney rüzgârlarından döllenip saldıkları tarafsız yumurtalardandır.
Sevdiğim kız ölseydi, acım çektiğim acı olmakta devam ederdi. Boynumu kesselerdi usturayla, ben yine şimdi duyduğum acıyı duyardım. Bu hayatta değil bir başka hayatta olsaydım çekeceğim bundan başka bir acı olmazdı.
Bugün en yücelerden başlayarak acı çekiyorum. Yalnızca acı çekiyorum bugün. Açların acısına bakıyorum da benimkinden nasıl da uzakta görüyorum onu. Açlıktan ölecek olsam, bir ot olsun biterdi mezarımda. Aynı şey âşıklar için de öyledir. Âşığın kanı, hangi kaynaktan ve ne yöne aktığı belli olmayan benim kanım yanında nedir ki? Şimdiye dek evrendeki her şeyin kaçınılmaz olarak baba-oğul bağlantısı içinde olduğunu düşünürdüm. Oysa bugün işte bakın ne babadır benim acım ne oğul. Batan gün olmaya tümseği yok, fazlasıyla sinesi var doğan gün olmak için ve loş bir yere konacak olsa hiç ışık almayacak, aydınlık bir yere koysan gölgesi olmaz. Bugün acı çekiyorum, olsun ne olacaksa. Bugün acı çekiyorum yalnızca.”
[Umuttan Söz Etmek İstiyorum] Cesar Vallejo
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



